GEREKÇE

 

Türkiye’nin bölgesel ve küresel ölçekteki ilişkilerini ve faaliyetlerini geliştirmesi, işbirliklerini derinleştirip genişletebilmesi için zihinsel eşik “Sektörel ve Stratejik Derinleşme”dir. Güvenlik” kelimesi en basit tanımıyla “tehditler, kaygılar ve tehlikelerden uzak olma hissi” anlamına gelmektedir. “Güvenliğe yönelik tehdit ve tehlikeleri uzaklaştırma, savma, etkisiz hale getirme” anlamındaki “savunma” kavramı aslında en temel alt başlığını oluşturmakla birlikte “güvenlik”; kazanılan mevcut değerlere yönelik bir tehdidin olmaması hâlidir.

Günümüzde küresel sistemde karşılıklı bağımlılıklar ve belirsizliklerin artması ile güvenlik aktörlerine, konularına, kuramlarına ve uygulamalarına yenileri eklenmiş; güvenlik çemberi ulusal güvenlikten kolektif güvenliğe, çevresel güvenlikten bilgi güvenliğine kadar genişlemiştir. Küreselleşme ile birlikte kapsamı genişleyen “güvenlik” kavramı, artık devletlerin fiziksel anlamda hayatta kalmalarını değil, aynı zamanda toplumsal ilişkilerini, değerlerini, insanların hayat tarzları ile standartlarının korunmasını da içermektedir. Bunlara ilaveten çevresel tehditler gibi geleneksel yaklaşım içinde yer verilmeyen çeşitli olgular da yeni güvenlik anlayışının içinde değerlendirilmeye başlanmıştır.

Güvenliği eleştirel bir yaklaşımla ele alan ve güvenliğin referans aktörünün kim olduğunu sorgulayan eleştirel güvenlik çalışmaları güvenliği hem aktörler, hem boyutlar hem de seviyeleri bakımından genişleyen bir kavram olarak kabul etmektedir. “Güvenlik” kavramı son tahlilde askerî tehditlerin yanı sıra ekonomik, çevresel, politik ve toplumsal riskleri de kapsayan çok boyutlu bir kavram haline gelmiştir. Seviyeler bağlamında ise bir derinleşme zorunluluk hâline gelmiştir.

Günümüzde ulusal güvenliğin yanı sıra bireysel, uluslararası ve küresel güvenlik hususları da analizlere dâhil edilmektedir. Bu derinleşmenin sonucunda ise güvenliğin aktörleri olarak güvenlik alanında ana akım güvenlik yaklaşımının göz ardı ettiği - devletin yanı sıra - bireyler, toplumlar, hükümet dışı aktörler, sivil toplum, uluslararası kurumlar gibi yeni güvenlik referans nesnelerine odaklanılmıştır.

Çatışma ve güvenlik ilişkisinden hareketle günümüzde yalnızca devletlerin birbirine karşı çatışmaları söz konusu olmamakta, devletlerin devlet dışı aktörlerle ve devlet içinde de farklı grupların birbirleriyle çatışmalarını kapsayan asimetrik çatışma modelleri daha sık görülmektedir.

Yaşanan tüm bu gelişmeler güvenliğin sağlanması için daha fazla çaba harcanması gerektiğini ve ister bölgesel ister ulusal olsun güvenlik sorununun ulusal sınırlar içinde çözümlenemeyeceğini göstermektedir. Devletlerin uluslararası güvenlik stratejilerini izlerken amacı tehdidi dondurmak veya bloke etmek değil büyük oranda veya tamamen ortadan kaldırmaktır. Devletlerin güvenlik problemleriyle bölgesel veya uluslararası bir aktör grubu olarak ilgilenmeleri, çok daha etkili bir güvenlik politikası izleme imkânı sunmaktadır. Ancak uluslararası güvenlik stratejilerinin bazı dezavantajları da vardır. Taraflar arasında rekabet veya ciddi bir güç mücadelesinin bulunması tehdidin tamamen kaldırılması ihtimali bakımından büyük bir sorun teşkil eder. Bu noktada uluslararası güvenlik stratejileri devletler arasındaki ilişkilerin gidişatına da bağlıdır. Diğer yandan devletlerin mevcut tecrübeleri ve geçmişte yaşanan fikir ayrılıkları birbirlerine güven duymalarını zorlaştırabilir. Nitekim başta Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası örgütler, yeni güvenlik sorunlarına karşı kendilerini yeniden konumlandırma arayışı içine girmişlerdir.

Devlet dışı aktörlerin daha fazla varlık göstermeye başladığı küreselleşen dünyada toplumların ve bireylerin isteklerinin önündeki engelleri kaldırmayı ve onların gelecek beklentilerini güvence altına almayı da analiz çerçevesine dâhil etmeyerek “güvenlik-özgürlük” ilişkisini göz ardı eden yaklaşımlar ne yazık ki güvenlik problemlerine çözüm üretmekten uzaktır.

Günümüzde güvenlik; tek bir aktör tarafından sağlanamayacak kadar karmaşık, çok boyutlu ve karşılıklılık içeren bir hâl almıştır. İşte bu noktada, kolektif güvenlik kavramı önem kazanmıştır.Güvenlik paradigması küreselleşmeyle birlikte ulusal ve uluslararası güvenlikten bölgesel ve küresel güvenliğe doğru değişim ve dönüşüm yaşamaya başlamıştır.

Güvenlik kavramının farklı boyutlarıyla tartışılmaya, yönetişim ile sivil toplumun öncelenmeye, bölgesel güvenlik perspektiflerinin ön plana çıkarılmaya başlandığı günümüzde, güvenlik alanında da daha kapsamlı ve derinlikli çalışmalar yapılması, işbirlikleri tesis edilmesi ve mevcut kazanım ve deneyimlerden karşılıklı olarak istifade edilmesi, ülkelerin orta ve uzun vadeli çıkarları açısından önemli hâle gelmiştir.

 

YUKARI